Benim için çok fazla olay oldu. Hani bir makalede muazzamca birleştiremeyeceğim birleştirirsem uzunluktan muzdarip olacak bir yazı olacak.
Hani alt başlık kahramanlarını şuraya iliştireyim ki bu yoğunluk tasaya dönüşmesin. Ve benim için çoğu gönülden manşet olabilirdi eğer RONNİE O’SULLİVAN şampiyon olmasaydı.
HENDRY(içinde Maguire gizli)…
Hendry ilk turda 147sini, 2.turda Higgins’e karşı gövde gösterisiyle birlikte 8.şampiyonluğu istiyorum açıklamasını, 3.turda Maguire felaketiyle masaları bırakmasını izledik ki bu demeç, onun bunu daha önceden planladığını belirttiği emeklilik demeci, Maguire’nin bozgunuyla oldukça alakalı olduğunu ve Maguire’nin bunu torunlarına anı olarak değil, bir efsanenin gidişine vesile oldum üzüntüsüyle karşılamasından sonra yarı final maçına tutunamamasını izledik ki Maguire gibi duygu patlaması kolay olan bi adama bunun ağır gelmesi çok normaldi. Onun kafası böyle çalışıyor. Bu kafa çalışım sistemi onun sporculuk kariyerini çok etkilesede benim bu tip insanlara sevgim çok farklıdır.
CARTER&TRUMP
Carter&Trump maçının son 3 seansı kafamdaki snooker arşivimde yerini kolay kaybetmez. Eski bir süper starın müthiş geri dönüşü, snooker tarihine geçebileceğine dair konuşması en kolay genç yetenek olan Judd’ın ilk büyük bozgunu ve son framenin bitti denilen anında muazzam snookerlar bırakarak tecrübeli Carter’ı yumruk şovuna pişman etmesiyle önemli bir terapi yakalamasını izledik. Bu terapi belkide Judd’ın yapım aşamasındaki kariyerinin kurtarıcısı oldu diyebilirim.
TURNUVADAKİ SÜRPRİZLEEEERRR
Murphy, Selby, Ding, Dott, Allen ve bu sezonun flaş ismi Lee ilk turda elendiler ki bu abilerin bazıları Ronnie’ye ‘gitsen ne fark eder kalsan ne fark eder’ marşını çalmışlardı. Bazılarıysa sessizlikleriyle tempo tutmuşlardı. O gitseydi ne olurdu bu Crucible’nin hali?
2.turda ise Higgins Hendry’den, Williams Ronnie’den bozgun yediler. Bu sürprizler olurken Youpeng’e 2-3, çeyrek final oynayan Jones’a 8-9 parantez açılması lazım.
Söylemek istediğim şudur ki pabuç artık daha pahalı.
Yaşlı kurtların dominasyonu azaldıkça arkada bekleyen yeni jenerasyon filizleri özgüvenli bir halde fışkırıyorlar. Bu hem iyi hem kötü. İyi kısmı bu taze kan, yeni heyecan her branşta iyidir ama fazlası, yani kurtlarla harmanlaması orantısız olursa felaket olur.
Mesela 2012 Crucible’ından Ronnie’yi ve Hendry’i çıkar geriye ne kalır? Kör kurtlar sağar kurtları ağarlardı. Tabii ki bahsettiğim yavanlıkta olmazdı. Sonuçta orası sihirli bir yer. Snooker sporunun en büyük mabedinde illaki beyindeki arşivlere giren olaylar olacaktı ama Hendry’nin yaşadıklarını, Ronnie’nin yaşattıklarını çıkarınca en kral turnuva hikayesi yavan olurdu.
Önümüzdeki zamanda eminim ki kurtlar daha hırslı ve motive olacaklardır ama Higgins&Roket kalitesinin yükselttiği seviyeyi artık kalan kurtların devralması zor. Bize bol bol Neil&Judd finali duasına çıkartırlar.
Ve aynı önümüzdeki zamanda yine kurtlardan bazılarından… özellikle 'gitsen ne fark eder' demecinden önce çok iyi arkadaşı olan ve kariyerinin her basamağındaki hiçbir Ronnie maçında kafa kaldıramayan Williams ve ona laf attıktan sonra karşılaştığı ilk maçta renginden, duruşuna rengarenk olan Murphy biraderlerden samimiyet göstergesi umuyorum.
Gelelim esas oğlana. Şahane bir turnuva geçirdi. Güzel denk gelmiş şampiyonlar paketiyle mücadele etti ve 4.şampiyonluğunu aldı. Mental açıdan değişimini veya turnuva içinde gösterdiği performanstan perdeleri konuşmayacağım. Beni daha çok sarsan basın toplantısındaki duruşuydu. Cümlelerine tam olarak yansımayan şuydu… ‘yıllardır aynı masada mücadele ettiğim, ailemden çok vakit geçirdiğim, benim neler yapabildiğimi ezbere bilen dostlarım bana inanmadılar. Benim olmayışım bir şey değiştirmez dediler. Eğer doktorum bana, ben doktoruma inanmasaydım böyle olabilirdi. Ben en iyi olduğumu tekrar gösterdim onlar ise olsalar ne olur olmasalar ne olur turnuvası oynadılar.’ sitemini gördüm.
6 ay yok Ronnie. İyimser ihtimali 6 ay yok olduğunu söylüyor. Uzun ara. Ama bahsetmediğim yeni mentaline, 6 aylık tırnaklara kadar tatili ekleyip ıstakasını alırsa yine kaldığı yerden izlemememiz için bir neden yok. Maç ritmidir, arkasından çıkacak spekülasyonlardır, başka ülkelerden kafa karıştıran ücretler ile iş teklifleridir… fark etmez. Oynamak isteyen, framelerden sıkılmayan, her atışı pot üzerine kurmayan Ronnie dünya şampiyonası gibi uzun frameli maçlarda kendini gösterecektir. Çünkü o bu spor için yaratılmış.
kaan... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaan... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mayıs 2012 Salı
AKILLARA ZARAR CRUCİBLE 2012
Benim için çok fazla olay oldu. Hani bir makalede muazzamca birleştiremeyeceğim birleştirirsem uzunluktan muzdarip olacak bir yazı olacak.
Kategoriler:
kaan...
25 Nisan 2011 Pazartesi
CRUCİBLE'DE NELER OLDU...
Beklenen büyük turnuva başladı, ilk turlar bitti hatta çeyrek finallere çıkanlar bile oldu. Artık görünen malzemeyi yazma zamanı geldi hatta geçiyor.
Aslında bu bir ilk tur yazısı olacaktı ama son günlerde internet yakama öyle kötü yapıştı ki birazdan biraz daha fazla geç kaldım. Şimdi kalkıp ilk turu kapsamlıca yazmanın sıkıcı olacağından 1-2 kategori ile hızlı bir geçiş yaptıktan sonra oynan maçlara uzanacağım.
EN ZEVKLİ MAÇ(1.TUR)…
Birçok adayın olmasına rağmen Trump&Robertson ve Hendry&Perry maçları.
EN BEKLENEN MAÇ(1T)…
Trump&Robertson maçıydı dememek ayıp olacak ama Sullivan merakı yüzünden Sullivan&Dale maçını seçtim. Trump&Robertson maçı, EL CLASSİCO ve Heat&Sixers maçlarıyla aynı saate denk düştüğü için de biraz şanssızdı.
EN DRAMATİK MAÇ (1T)…
Allen&Stevens maçıydı. Depresyonda olduğunu açıklayan ve maç içinde bunu göstermekten çekinmeyen hatta çaba içinde olan Allen 9-6 geriden gelip maçı kazandı. Aslında rakip Stevens olduğu için şaşırmayanlar vardır ama maçı dramatikleştiren olay maçın son anlarında Allen’ın kızının ve eski kız arkadaşının ilk kez destek vermek için tribüne gelmeleriydi. Allen’ın depresyonunu kameraların gözüne sokması belkide bu yüzdendi.
EN SIKICI MAÇ(1T)…
Aslında ögütücülüğüyle ünlü Ebdon’un maçını yani Ebdon&Bingham maçını seçecektim ama Walden&McLeod maçını izledikten sonra hayatımın en sıkıcı maçı olarak bu maçı ilan ettim ve Ebdon ilk defa bu klasmandan yırttı. İddia ediyorum 10 yıl snooker izlememe cezası gibi ütopik-saçma bir cezayı aldığım hayalin içine düşsem ve cezam Ebdon&McLeod maçında bitse ben o maçı izlemem.
EN FORMDA OYUNCULAR(1T)…
Murphy, Ding, Trump…
EN ARZULU OYUNCU(1T)…
Rocket…
HAYAL KIRIKLIKLARI(1T)…
Hawkins’e elenen Maguire. Birde tam hayal kırıklığı olarak lanse edemesem bile Higgins, özellikle uzun pot denemeleriyle pek göz doldurmadı. Bu performansı ilk turda yaptığı için şanslı…
2. TUR MAÇLARI...
SHAUN MURPHY&RONNİE O’SULLİVAN (7-9)
2.turun en beklenen maçı olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ama bu beklentinin karşılandığını söylemek çok zor. Hele ilk seansı izlediğim zaman şok üstüne şok yaşadım. Murphy söylediklerinin altında ezilmiş, Ronnie’nin ilk tur performansından korkmuşta çıkmıştı maça. Fark yaratan uzun atışlarının esamesi yoktu ve Ronnie ilk seansı 6-2 gibi beklenmedik bir skorla kapadı. Hani Murphy’nin bu denli kötü olduğu bir seansta bile beklenmedikti çünkü Ronnie 3-0 önde olduğu zaman uzun atış yüzdesi fıkra kıvamındaydı. Ama Ronnie tam bir kırmızı-siyah kombinasyonu uzmanı olduğu için dar alanda çok iş çıkartıp büyük avantaj yakaladı. 2.seans ise internetten izlemek zorunda kaldığım ama hiç pişman olmadığın bir durum. Oyun ise yine beklentilerin uzağındaydı. Shaun biraz daha Shaun gibi oynamaya yaklaştı ama Ronnie hiç oralarda değildi. Son seansta Ronnie biraz koşar adım başlarsa arayı açıp rahatlayacaktır ama aynı hamam aynı tas devam ederse 2.seansta Shaun’luğuna yaklaşan rakibi bu sefer Shaun olup bela açabilir.
Ümidim, isteğim hep Ronnie’nin kazanmasından yana ve bu hangi sene olursa olsun değişmez. Fakat ümidimin ve arzumun bu denli yüksek oluşu, sanki malımı mülkümü Ronnie’nin kazanmasına oynamışım gibi duran tavrım kesinlikle Shaun Murphy’nin bir efsaneye gösterdiği küstahlıktır.
anti-kahramansanız, ilk tökezlediğinizde üzerinize taşlar gelmeye başlar hayat kuralı devrede.
HİGGİNS&MCLEOD (10-5)
Higgins’in turu geçeceğinden hiç şüphem yok. Ama maç için söylenecek şey bu McLeod’u gören hipnoz olmuş gibi ona uyuyor. Higgins’in de bu tempoya ayak uydurması aklımın ucundan geçmezdi. Belkide onu tempolandıramayacağını bildiği için bu yöntemle oynayıp konsantrasyonunu dengeliyor ama uykumuzu getiriyordur. McLeod’un rakibi olsam pool misali kırmızıları dalmayı kesin düşünürdüm.
SELBY&HENDRY (11-5)
Selby için, Bülent Ersoy betimlemesiyle fevkaladenin fevkinde yazıp geçmek istiyorum ama geçemiyorum. Selby’i Selby yapan inatçı genleri iş başında. 2.seansın son framesinin sonunda 4 snookera ihtiyacı varken oyunu bırakmayışı, farkı 2 snookera indirip hatasıyla yine 4e çıkarmasına rağmen oyuna inanıp oyunu koparması olağanüstüydü. O oyunda Hendry’i kaç kere snookera düşürdüğünü sayamadım. Selby’i izlemek büyük keyif…
Birkaç satır da Hendry için yazacak olursam gerçekten kötü oynuyor. Emekliliğini ciddi ciddi düşünmeye başlamış. Oyunu kötü ve umut vermiyor hatta ilk turu geçemese ilk 16dan düşecekti gerçeğini biliyoruz ama yinede bırakmasını hiç istemem.
DİNG&BİNGHAM (7-9)
Aslında formda olan Ding’in bu maçta önde koşacağını ve darbeyi vurup 3.seansa rahat gireceğini bekliyordum ama hiç öyle olmadı. Eğer Ding 2.seansın sonlarında toparlanmasaydı 3.seansa formalite olarak çıkabilirdi. Ding birkaç turnuvadır hep bu pozisyona düşüyor.
TRUMP&GOULD (13-6)
Formda, oldukça özgüvenli, biraz rockstar havasında olan Trump beklendiği gibi maçı kopardı. Gould gibi öğütücülükten çok uzak olan ve pot denemekten hiç çekinmeyen bir oyuncu ile eşleşmiş olması Trump için büyük şanstı. Gerçi ilk turda son şampiyon ile oynayan bir oyuncu için kura şansından söz etmek pek mümkün değil ama öyleydi. Hatta olası eşleşmelerine baktığımızda bundan sonra hep şanslı kura diyebiliriz çünkü finale kadar Ronnie, Higgins, Williams, Murphy ile oynama ihtimali yok. Kuralar çekilmeden önce 3 tane favorinizi yazar mısınız dediğimi farz ediniz ve sonuçlarınızla değerlendiriniz.
DOTT&CARTER (13-11)
Sadece maçın sonunu izleyebildim ve o an gördüğüm şey Carter’ın baskıyı kaldıramayışı ve Dott’un tam ters bir halde baskıyı parmağında oynatıp en kritik anda 147 kovalamaya çalışmasıydı. Dott yine sessiz sedasız işini iyi yapmaya devam ediyor.
WİLLİAMS&COPE (13-4)
Turnuvanın ciddi favorilerinden olan Williams 2.turu da 1.tur gibi rahat geçirdi. Çok hızlı oynamasının yanında istediği pozisyona ulaşamayınca gayet mimikli ve sempatik. Siyah-kırmızı kombinasyonunu gördüğü an felaket hızlanıyor.
ALLEN&HAWKİNS (13-12)
2.turda oynan en değişik maçtı. Ciddi derecede geriye düşüp baskıya maruz kalanın alev aldığı maçtı. Haliyle maç decider gördü ve deciderda Allen, Hawkins’in sadece 1 hata yapmasına izin verdi.
Aslında bu bir ilk tur yazısı olacaktı ama son günlerde internet yakama öyle kötü yapıştı ki birazdan biraz daha fazla geç kaldım. Şimdi kalkıp ilk turu kapsamlıca yazmanın sıkıcı olacağından 1-2 kategori ile hızlı bir geçiş yaptıktan sonra oynan maçlara uzanacağım.
EN ZEVKLİ MAÇ(1.TUR)…
Birçok adayın olmasına rağmen Trump&Robertson ve Hendry&Perry maçları.
EN BEKLENEN MAÇ(1T)…
Trump&Robertson maçıydı dememek ayıp olacak ama Sullivan merakı yüzünden Sullivan&Dale maçını seçtim. Trump&Robertson maçı, EL CLASSİCO ve Heat&Sixers maçlarıyla aynı saate denk düştüğü için de biraz şanssızdı.
EN DRAMATİK MAÇ (1T)…
Allen&Stevens maçıydı. Depresyonda olduğunu açıklayan ve maç içinde bunu göstermekten çekinmeyen hatta çaba içinde olan Allen 9-6 geriden gelip maçı kazandı. Aslında rakip Stevens olduğu için şaşırmayanlar vardır ama maçı dramatikleştiren olay maçın son anlarında Allen’ın kızının ve eski kız arkadaşının ilk kez destek vermek için tribüne gelmeleriydi. Allen’ın depresyonunu kameraların gözüne sokması belkide bu yüzdendi.
EN SIKICI MAÇ(1T)…
Aslında ögütücülüğüyle ünlü Ebdon’un maçını yani Ebdon&Bingham maçını seçecektim ama Walden&McLeod maçını izledikten sonra hayatımın en sıkıcı maçı olarak bu maçı ilan ettim ve Ebdon ilk defa bu klasmandan yırttı. İddia ediyorum 10 yıl snooker izlememe cezası gibi ütopik-saçma bir cezayı aldığım hayalin içine düşsem ve cezam Ebdon&McLeod maçında bitse ben o maçı izlemem.
EN FORMDA OYUNCULAR(1T)…
Murphy, Ding, Trump…
EN ARZULU OYUNCU(1T)…
Rocket…
HAYAL KIRIKLIKLARI(1T)…
Hawkins’e elenen Maguire. Birde tam hayal kırıklığı olarak lanse edemesem bile Higgins, özellikle uzun pot denemeleriyle pek göz doldurmadı. Bu performansı ilk turda yaptığı için şanslı…
2. TUR MAÇLARI...
SHAUN MURPHY&RONNİE O’SULLİVAN (7-9)
2.turun en beklenen maçı olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ama bu beklentinin karşılandığını söylemek çok zor. Hele ilk seansı izlediğim zaman şok üstüne şok yaşadım. Murphy söylediklerinin altında ezilmiş, Ronnie’nin ilk tur performansından korkmuşta çıkmıştı maça. Fark yaratan uzun atışlarının esamesi yoktu ve Ronnie ilk seansı 6-2 gibi beklenmedik bir skorla kapadı. Hani Murphy’nin bu denli kötü olduğu bir seansta bile beklenmedikti çünkü Ronnie 3-0 önde olduğu zaman uzun atış yüzdesi fıkra kıvamındaydı. Ama Ronnie tam bir kırmızı-siyah kombinasyonu uzmanı olduğu için dar alanda çok iş çıkartıp büyük avantaj yakaladı. 2.seans ise internetten izlemek zorunda kaldığım ama hiç pişman olmadığın bir durum. Oyun ise yine beklentilerin uzağındaydı. Shaun biraz daha Shaun gibi oynamaya yaklaştı ama Ronnie hiç oralarda değildi. Son seansta Ronnie biraz koşar adım başlarsa arayı açıp rahatlayacaktır ama aynı hamam aynı tas devam ederse 2.seansta Shaun’luğuna yaklaşan rakibi bu sefer Shaun olup bela açabilir.
Ümidim, isteğim hep Ronnie’nin kazanmasından yana ve bu hangi sene olursa olsun değişmez. Fakat ümidimin ve arzumun bu denli yüksek oluşu, sanki malımı mülkümü Ronnie’nin kazanmasına oynamışım gibi duran tavrım kesinlikle Shaun Murphy’nin bir efsaneye gösterdiği küstahlıktır.
anti-kahramansanız, ilk tökezlediğinizde üzerinize taşlar gelmeye başlar hayat kuralı devrede.
HİGGİNS&MCLEOD (10-5)
Higgins’in turu geçeceğinden hiç şüphem yok. Ama maç için söylenecek şey bu McLeod’u gören hipnoz olmuş gibi ona uyuyor. Higgins’in de bu tempoya ayak uydurması aklımın ucundan geçmezdi. Belkide onu tempolandıramayacağını bildiği için bu yöntemle oynayıp konsantrasyonunu dengeliyor ama uykumuzu getiriyordur. McLeod’un rakibi olsam pool misali kırmızıları dalmayı kesin düşünürdüm.
SELBY&HENDRY (11-5)
Selby için, Bülent Ersoy betimlemesiyle fevkaladenin fevkinde yazıp geçmek istiyorum ama geçemiyorum. Selby’i Selby yapan inatçı genleri iş başında. 2.seansın son framesinin sonunda 4 snookera ihtiyacı varken oyunu bırakmayışı, farkı 2 snookera indirip hatasıyla yine 4e çıkarmasına rağmen oyuna inanıp oyunu koparması olağanüstüydü. O oyunda Hendry’i kaç kere snookera düşürdüğünü sayamadım. Selby’i izlemek büyük keyif…
Birkaç satır da Hendry için yazacak olursam gerçekten kötü oynuyor. Emekliliğini ciddi ciddi düşünmeye başlamış. Oyunu kötü ve umut vermiyor hatta ilk turu geçemese ilk 16dan düşecekti gerçeğini biliyoruz ama yinede bırakmasını hiç istemem.
DİNG&BİNGHAM (7-9)
Aslında formda olan Ding’in bu maçta önde koşacağını ve darbeyi vurup 3.seansa rahat gireceğini bekliyordum ama hiç öyle olmadı. Eğer Ding 2.seansın sonlarında toparlanmasaydı 3.seansa formalite olarak çıkabilirdi. Ding birkaç turnuvadır hep bu pozisyona düşüyor.
TRUMP&GOULD (13-6)
Formda, oldukça özgüvenli, biraz rockstar havasında olan Trump beklendiği gibi maçı kopardı. Gould gibi öğütücülükten çok uzak olan ve pot denemekten hiç çekinmeyen bir oyuncu ile eşleşmiş olması Trump için büyük şanstı. Gerçi ilk turda son şampiyon ile oynayan bir oyuncu için kura şansından söz etmek pek mümkün değil ama öyleydi. Hatta olası eşleşmelerine baktığımızda bundan sonra hep şanslı kura diyebiliriz çünkü finale kadar Ronnie, Higgins, Williams, Murphy ile oynama ihtimali yok. Kuralar çekilmeden önce 3 tane favorinizi yazar mısınız dediğimi farz ediniz ve sonuçlarınızla değerlendiriniz.
DOTT&CARTER (13-11)
Sadece maçın sonunu izleyebildim ve o an gördüğüm şey Carter’ın baskıyı kaldıramayışı ve Dott’un tam ters bir halde baskıyı parmağında oynatıp en kritik anda 147 kovalamaya çalışmasıydı. Dott yine sessiz sedasız işini iyi yapmaya devam ediyor.
WİLLİAMS&COPE (13-4)
Turnuvanın ciddi favorilerinden olan Williams 2.turu da 1.tur gibi rahat geçirdi. Çok hızlı oynamasının yanında istediği pozisyona ulaşamayınca gayet mimikli ve sempatik. Siyah-kırmızı kombinasyonunu gördüğü an felaket hızlanıyor.
ALLEN&HAWKİNS (13-12)
2.turda oynan en değişik maçtı. Ciddi derecede geriye düşüp baskıya maruz kalanın alev aldığı maçtı. Haliyle maç decider gördü ve deciderda Allen, Hawkins’in sadece 1 hata yapmasına izin verdi.
Kategoriler:
kaan...
CRUCİBLE'DE NELER OLDU...
Beklenen büyük turnuva başladı, ilk turlar bitti hatta çeyrek finallere çıkanlar bile oldu. Artık görünen malzemeyi yazma zamanı geldi hatta geçiyor.
Aslında bu bir ilk tur yazısı olacaktı ama son günlerde internet yakama öyle kötü yapıştı ki birazdan biraz daha fazla geç kaldım. Şimdi kalkıp ilk turu kapsamlıca yazmanın sıkıcı olacağından 1-2 kategori ile hızlı bir geçiş yaptıktan sonra oynan maçlara uzanacağım.
EN ZEVKLİ MAÇ(1.TUR)…
Birçok adayın olmasına rağmen Trump&Robertson ve Hendry&Perry maçları.
EN BEKLENEN MAÇ(1T)…
Trump&Robertson maçıydı dememek ayıp olacak ama Sullivan merakı yüzünden Sullivan&Dale maçını seçtim. Trump&Robertson maçı, EL CLASSİCO ve Heat&Sixers maçlarıyla aynı saate denk düştüğü için de biraz şanssızdı.
EN DRAMATİK MAÇ (1T)…
Allen&Stevens maçıydı. Depresyonda olduğunu açıklayan ve maç içinde bunu göstermekten çekinmeyen hatta çaba içinde olan Allen 9-6 geriden gelip maçı kazandı. Aslında rakip Stevens olduğu için şaşırmayanlar vardır ama maçı dramatikleştiren olay maçın son anlarında Allen’ın kızının ve eski kız arkadaşının ilk kez destek vermek için tribüne gelmeleriydi. Allen’ın depresyonunu kameraların gözüne sokması belkide bu yüzdendi.
EN SIKICI MAÇ(1T)…
Aslında ögütücülüğüyle ünlü Ebdon’un maçını yani Ebdon&Bingham maçını seçecektim ama Walden&McLeod maçını izledikten sonra hayatımın en sıkıcı maçı olarak bu maçı ilan ettim ve Ebdon ilk defa bu klasmandan yırttı. İddia ediyorum 10 yıl snooker izlememe cezası gibi ütopik-saçma bir cezayı aldığım hayalin içine düşsem ve cezam Ebdon&McLeod maçında bitse ben o maçı izlemem.
EN FORMDA OYUNCULAR(1T)…
Murphy, Ding, Trump…
EN ARZULU OYUNCU(1T)…
Rocket…
HAYAL KIRIKLIKLARI(1T)…
Hawkins’e elenen Maguire. Birde tam hayal kırıklığı olarak lanse edemesem bile Higgins, özellikle uzun pot denemeleriyle pek göz doldurmadı. Bu performansı ilk turda yaptığı için şanslı…
2. TUR MAÇLARI...
SHAUN MURPHY&RONNİE O’SULLİVAN (7-9)
2.turun en beklenen maçı olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ama bu beklentinin karşılandığını söylemek çok zor. Hele ilk seansı izlediğim zaman şok üstüne şok yaşadım. Murphy söylediklerinin altında ezilmiş, Ronnie’nin ilk tur performansından korkmuşta çıkmıştı maça. Fark yaratan uzun atışlarının esamesi yoktu ve Ronnie ilk seansı 6-2 gibi beklenmedik bir skorla kapadı. Hani Murphy’nin bu denli kötü olduğu bir seansta bile beklenmedikti çünkü Ronnie 3-0 önde olduğu zaman uzun atış yüzdesi fıkra kıvamındaydı. Ama Ronnie tam bir kırmızı-siyah kombinasyonu uzmanı olduğu için dar alanda çok iş çıkartıp büyük avantaj yakaladı. 2.seans ise internetten izlemek zorunda kaldığım ama hiç pişman olmadığın bir durum. Oyun ise yine beklentilerin uzağındaydı. Shaun biraz daha Shaun gibi oynamaya yaklaştı ama Ronnie hiç oralarda değildi. Son seansta Ronnie biraz koşar adım başlarsa arayı açıp rahatlayacaktır ama aynı hamam aynı tas devam ederse 2.seansta Shaun’luğuna yaklaşan rakibi bu sefer Shaun olup bela açabilir.
Ümidim, isteğim hep Ronnie’nin kazanmasından yana ve bu hangi sene olursa olsun değişmez. Fakat ümidimin ve arzumun bu denli yüksek oluşu, sanki malımı mülkümü Ronnie’nin kazanmasına oynamışım gibi duran tavrım kesinlikle Shaun Murphy’nin bir efsaneye gösterdiği küstahlıktır.
anti-kahramansanız, ilk tökezlediğinizde üzerinize taşlar gelmeye başlar hayat kuralı devrede.
HİGGİNS&MCLEOD (10-5)
Higgins’in turu geçeceğinden hiç şüphem yok. Ama maç için söylenecek şey bu McLeod’u gören hipnoz olmuş gibi ona uyuyor. Higgins’in de bu tempoya ayak uydurması aklımın ucundan geçmezdi. Belkide onu tempolandıramayacağını bildiği için bu yöntemle oynayıp konsantrasyonunu dengeliyor ama uykumuzu getiriyordur. McLeod’un rakibi olsam pool misali kırmızıları dalmayı kesin düşünürdüm.
SELBY&HENDRY (11-5)
Selby için, Bülent Ersoy betimlemesiyle fevkaladenin fevkinde yazıp geçmek istiyorum ama geçemiyorum. Selby’i Selby yapan inatçı genleri iş başında. 2.seansın son framesinin sonunda 4 snookera ihtiyacı varken oyunu bırakmayışı, farkı 2 snookera indirip hatasıyla yine 4e çıkarmasına rağmen oyuna inanıp oyunu koparması olağanüstüydü. O oyunda Hendry’i kaç kere snookera düşürdüğünü sayamadım. Selby’i izlemek büyük keyif…
Birkaç satır da Hendry için yazacak olursam gerçekten kötü oynuyor. Emekliliğini ciddi ciddi düşünmeye başlamış. Oyunu kötü ve umut vermiyor hatta ilk turu geçemese ilk 16dan düşecekti gerçeğini biliyoruz ama yinede bırakmasını hiç istemem.
DİNG&BİNGHAM (7-9)
Aslında formda olan Ding’in bu maçta önde koşacağını ve darbeyi vurup 3.seansa rahat gireceğini bekliyordum ama hiç öyle olmadı. Eğer Ding 2.seansın sonlarında toparlanmasaydı 3.seansa formalite olarak çıkabilirdi. Ding birkaç turnuvadır hep bu pozisyona düşüyor.
TRUMP&GOULD (13-6)
Formda, oldukça özgüvenli, biraz rockstar havasında olan Trump beklendiği gibi maçı kopardı. Gould gibi öğütücülükten çok uzak olan ve pot denemekten hiç çekinmeyen bir oyuncu ile eşleşmiş olması Trump için büyük şanstı. Gerçi ilk turda son şampiyon ile oynayan bir oyuncu için kura şansından söz etmek pek mümkün değil ama öyleydi. Hatta olası eşleşmelerine baktığımızda bundan sonra hep şanslı kura diyebiliriz çünkü finale kadar Ronnie, Higgins, Williams, Murphy ile oynama ihtimali yok. Kuralar çekilmeden önce 3 tane favorinizi yazar mısınız dediğimi farz ediniz ve sonuçlarınızla değerlendiriniz.
DOTT&CARTER (13-11)
Sadece maçın sonunu izleyebildim ve o an gördüğüm şey Carter’ın baskıyı kaldıramayışı ve Dott’un tam ters bir halde baskıyı parmağında oynatıp en kritik anda 147 kovalamaya çalışmasıydı. Dott yine sessiz sedasız işini iyi yapmaya devam ediyor.
WİLLİAMS&COPE (13-4)
Turnuvanın ciddi favorilerinden olan Williams 2.turu da 1.tur gibi rahat geçirdi. Çok hızlı oynamasının yanında istediği pozisyona ulaşamayınca gayet mimikli ve sempatik. Siyah-kırmızı kombinasyonunu gördüğü an felaket hızlanıyor.
ALLEN&HAWKİNS (13-12)
2.turda oynan en değişik maçtı. Ciddi derecede geriye düşüp baskıya maruz kalanın alev aldığı maçtı. Haliyle maç decider gördü ve deciderda Allen, Hawkins’in sadece 1 hata yapmasına izin verdi.
Aslında bu bir ilk tur yazısı olacaktı ama son günlerde internet yakama öyle kötü yapıştı ki birazdan biraz daha fazla geç kaldım. Şimdi kalkıp ilk turu kapsamlıca yazmanın sıkıcı olacağından 1-2 kategori ile hızlı bir geçiş yaptıktan sonra oynan maçlara uzanacağım.
EN ZEVKLİ MAÇ(1.TUR)…
Birçok adayın olmasına rağmen Trump&Robertson ve Hendry&Perry maçları.
EN BEKLENEN MAÇ(1T)…
Trump&Robertson maçıydı dememek ayıp olacak ama Sullivan merakı yüzünden Sullivan&Dale maçını seçtim. Trump&Robertson maçı, EL CLASSİCO ve Heat&Sixers maçlarıyla aynı saate denk düştüğü için de biraz şanssızdı.
EN DRAMATİK MAÇ (1T)…
Allen&Stevens maçıydı. Depresyonda olduğunu açıklayan ve maç içinde bunu göstermekten çekinmeyen hatta çaba içinde olan Allen 9-6 geriden gelip maçı kazandı. Aslında rakip Stevens olduğu için şaşırmayanlar vardır ama maçı dramatikleştiren olay maçın son anlarında Allen’ın kızının ve eski kız arkadaşının ilk kez destek vermek için tribüne gelmeleriydi. Allen’ın depresyonunu kameraların gözüne sokması belkide bu yüzdendi.
EN SIKICI MAÇ(1T)…
Aslında ögütücülüğüyle ünlü Ebdon’un maçını yani Ebdon&Bingham maçını seçecektim ama Walden&McLeod maçını izledikten sonra hayatımın en sıkıcı maçı olarak bu maçı ilan ettim ve Ebdon ilk defa bu klasmandan yırttı. İddia ediyorum 10 yıl snooker izlememe cezası gibi ütopik-saçma bir cezayı aldığım hayalin içine düşsem ve cezam Ebdon&McLeod maçında bitse ben o maçı izlemem.
EN FORMDA OYUNCULAR(1T)…
Murphy, Ding, Trump…
EN ARZULU OYUNCU(1T)…
Rocket…
HAYAL KIRIKLIKLARI(1T)…
Hawkins’e elenen Maguire. Birde tam hayal kırıklığı olarak lanse edemesem bile Higgins, özellikle uzun pot denemeleriyle pek göz doldurmadı. Bu performansı ilk turda yaptığı için şanslı…
2. TUR MAÇLARI...
SHAUN MURPHY&RONNİE O’SULLİVAN (7-9)
2.turun en beklenen maçı olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ama bu beklentinin karşılandığını söylemek çok zor. Hele ilk seansı izlediğim zaman şok üstüne şok yaşadım. Murphy söylediklerinin altında ezilmiş, Ronnie’nin ilk tur performansından korkmuşta çıkmıştı maça. Fark yaratan uzun atışlarının esamesi yoktu ve Ronnie ilk seansı 6-2 gibi beklenmedik bir skorla kapadı. Hani Murphy’nin bu denli kötü olduğu bir seansta bile beklenmedikti çünkü Ronnie 3-0 önde olduğu zaman uzun atış yüzdesi fıkra kıvamındaydı. Ama Ronnie tam bir kırmızı-siyah kombinasyonu uzmanı olduğu için dar alanda çok iş çıkartıp büyük avantaj yakaladı. 2.seans ise internetten izlemek zorunda kaldığım ama hiç pişman olmadığın bir durum. Oyun ise yine beklentilerin uzağındaydı. Shaun biraz daha Shaun gibi oynamaya yaklaştı ama Ronnie hiç oralarda değildi. Son seansta Ronnie biraz koşar adım başlarsa arayı açıp rahatlayacaktır ama aynı hamam aynı tas devam ederse 2.seansta Shaun’luğuna yaklaşan rakibi bu sefer Shaun olup bela açabilir.
Ümidim, isteğim hep Ronnie’nin kazanmasından yana ve bu hangi sene olursa olsun değişmez. Fakat ümidimin ve arzumun bu denli yüksek oluşu, sanki malımı mülkümü Ronnie’nin kazanmasına oynamışım gibi duran tavrım kesinlikle Shaun Murphy’nin bir efsaneye gösterdiği küstahlıktır.
anti-kahramansanız, ilk tökezlediğinizde üzerinize taşlar gelmeye başlar hayat kuralı devrede.
HİGGİNS&MCLEOD (10-5)
Higgins’in turu geçeceğinden hiç şüphem yok. Ama maç için söylenecek şey bu McLeod’u gören hipnoz olmuş gibi ona uyuyor. Higgins’in de bu tempoya ayak uydurması aklımın ucundan geçmezdi. Belkide onu tempolandıramayacağını bildiği için bu yöntemle oynayıp konsantrasyonunu dengeliyor ama uykumuzu getiriyordur. McLeod’un rakibi olsam pool misali kırmızıları dalmayı kesin düşünürdüm.
SELBY&HENDRY (11-5)
Selby için, Bülent Ersoy betimlemesiyle fevkaladenin fevkinde yazıp geçmek istiyorum ama geçemiyorum. Selby’i Selby yapan inatçı genleri iş başında. 2.seansın son framesinin sonunda 4 snookera ihtiyacı varken oyunu bırakmayışı, farkı 2 snookera indirip hatasıyla yine 4e çıkarmasına rağmen oyuna inanıp oyunu koparması olağanüstüydü. O oyunda Hendry’i kaç kere snookera düşürdüğünü sayamadım. Selby’i izlemek büyük keyif…
Birkaç satır da Hendry için yazacak olursam gerçekten kötü oynuyor. Emekliliğini ciddi ciddi düşünmeye başlamış. Oyunu kötü ve umut vermiyor hatta ilk turu geçemese ilk 16dan düşecekti gerçeğini biliyoruz ama yinede bırakmasını hiç istemem.
DİNG&BİNGHAM (7-9)
Aslında formda olan Ding’in bu maçta önde koşacağını ve darbeyi vurup 3.seansa rahat gireceğini bekliyordum ama hiç öyle olmadı. Eğer Ding 2.seansın sonlarında toparlanmasaydı 3.seansa formalite olarak çıkabilirdi. Ding birkaç turnuvadır hep bu pozisyona düşüyor.
TRUMP&GOULD (13-6)
Formda, oldukça özgüvenli, biraz rockstar havasında olan Trump beklendiği gibi maçı kopardı. Gould gibi öğütücülükten çok uzak olan ve pot denemekten hiç çekinmeyen bir oyuncu ile eşleşmiş olması Trump için büyük şanstı. Gerçi ilk turda son şampiyon ile oynayan bir oyuncu için kura şansından söz etmek pek mümkün değil ama öyleydi. Hatta olası eşleşmelerine baktığımızda bundan sonra hep şanslı kura diyebiliriz çünkü finale kadar Ronnie, Higgins, Williams, Murphy ile oynama ihtimali yok. Kuralar çekilmeden önce 3 tane favorinizi yazar mısınız dediğimi farz ediniz ve sonuçlarınızla değerlendiriniz.
DOTT&CARTER (13-11)
Sadece maçın sonunu izleyebildim ve o an gördüğüm şey Carter’ın baskıyı kaldıramayışı ve Dott’un tam ters bir halde baskıyı parmağında oynatıp en kritik anda 147 kovalamaya çalışmasıydı. Dott yine sessiz sedasız işini iyi yapmaya devam ediyor.
WİLLİAMS&COPE (13-4)
Turnuvanın ciddi favorilerinden olan Williams 2.turu da 1.tur gibi rahat geçirdi. Çok hızlı oynamasının yanında istediği pozisyona ulaşamayınca gayet mimikli ve sempatik. Siyah-kırmızı kombinasyonunu gördüğü an felaket hızlanıyor.
ALLEN&HAWKİNS (13-12)
2.turda oynan en değişik maçtı. Ciddi derecede geriye düşüp baskıya maruz kalanın alev aldığı maçtı. Haliyle maç decider gördü ve deciderda Allen, Hawkins’in sadece 1 hata yapmasına izin verdi.
Kategoriler:
kaan...
18 Nisan 2011 Pazartesi
ÖZLENEN ROCKET CRUCİBLE THEATRE'DA
Crucible’nin ne başında karaladım ne sonunu karalıyorum nede ilk tur bitti ve malzemeyi gördüm… Aslında bir yazı için abestliğin en orta yerini yazıyorum ama hakkımdır. Bütün sezon Rocket’in formsuzluğundan, turnuvalara gelmemesinden, hatta dünya şampiyonasına bile katılmama manyaklığı seviyesine gelmesinden, bazı oyuncuların onu küçümseyici demeçlerinden, turnuvalar artık onsuz olacak imalarından daraldığım için Rocket’in maçı seans arasına girer girmez yazıyorum…
BAYANLAR, BAYLAR… Bütün sezon Rocket’in formsuzluğundan dert yanıp, formunu alevlendirme ihtimali olarak tutunduğumuz dünya şampiyonası, Rocket beklentimizi karşılayacak… hemde bunu sağlayan, diğer yazımda belirttiğim roket’in fitili ateşlenecektir umudumu bu turnuva için gerçek kılan 2.turdaki rakibi Shaun Murphy (kendisi biraz formda)… Kendisi Sullivan'ın çalkantılarından ve sürekli yazılır-çizilir olmasından sıkılıp Rocket'e giydirmiş. Ben bir Rocket hayranı olarak ki fark edilmemesi zor; kendisine kızmadım hatta fitili ateşlediği için teşekkürü bir borç bilerek şimdiden 2. turda karşılaşacak olmalarının yarattığı heyecanla sabırsızlanırım. Üstelik kimin kazanacağını da olmazsa olmaz kıvamda beklemiyorum. Beklediğim 2 formda oyuncunun bizlere sunacaklarından öteye gitmez.
Gelelim maçın ilk bölümüne… Rocket‘te biraz uzak kalmanın verdiği rotasyonsuzluğu birazda '%50lik performansımdan korkmayacak sadece 1-2 oyuncu var...' açıklamasıyla ilan ettiği meydan okumanın yarattığı küçük tedirginliği birkaç kere hissetsem de bunları üzerinde atışını, vitesi 2şer 3er arttırmalarla gördüm ama hemen rahatlayamadım. Çünkü Çin’de de bu senaryoyu görmüş ama seans arasından sonra kaybetmek için elinden geleni yapan bir Sullivan izlemiştik. Akıllara yine seans arası yine……. gibi kötü senaryolar gelmesin çünkü Rocket’in fitili Murphy’i sıkıştırmadan sönmeyecektir.
Aslında maçı frame frame yazıp neşelenmeyi çok istiyorum ama yazı absürt bir zamanda çıktığı için ve maçın tekrarını izleyecek bir çok insan bildiğim için yazmıyorum ama 2 kere 147 denedi anekdotunu da vermemek izleyenler için ayıp olacağından iliştiriyor-deşmiyorum…
Ronnie'ninde iddalı olmasıyla eksiksiz bir turnuva olacağa benziyor. Trump, Williams, Murphy, Ding, Higgins, Carter, Selby ve Ronnie... Formdalar, arzulular, bildiğin keyif verici maddeler...
not= Sevgili saygılı Rocket… Bana ilk tur mücadelesinin ortasında hemde rakip Dale iken yazı yazdırdın ya ve birçok insana da okutacaksın ya ben sana ne diyeyim…
Kategoriler:
kaan...
ÖZLENEN ROCKET CRUCİBLE THEATRE'DA
Crucible’nin ne başında karaladım ne sonunu karalıyorum nede ilk tur bitti ve malzemeyi gördüm… Aslında bir yazı için abestliğin en orta yerini yazıyorum ama hakkımdır. Bütün sezon Rocket’in formsuzluğundan, turnuvalara gelmemesinden, hatta dünya şampiyonasına bile katılmama manyaklığı seviyesine gelmesinden, bazı oyuncuların onu küçümseyici demeçlerinden, turnuvalar artık onsuz olacak imalarından daraldığım için Rocket’in maçı seans arasına girer girmez yazıyorum…
BAYANLAR, BAYLAR… Bütün sezon Rocket’in formsuzluğundan dert yanıp, formunu alevlendirme ihtimali olarak tutunduğumuz dünya şampiyonası, Rocket beklentimizi karşılayacak… hemde bunu sağlayan, diğer yazımda belirttiğim roket’in fitili ateşlenecektir umudumu bu turnuva için gerçek kılan 2.turdaki rakibi Shaun Murphy (kendisi biraz formda)… Kendisi Sullivan'ın çalkantılarından ve sürekli yazılır-çizilir olmasından sıkılıp Rocket'e giydirmiş. Ben bir Rocket hayranı olarak ki fark edilmemesi zor; kendisine kızmadım hatta fitili ateşlediği için teşekkürü bir borç bilerek şimdiden 2. turda karşılaşacak olmalarının yarattığı heyecanla sabırsızlanırım. Üstelik kimin kazanacağını da olmazsa olmaz kıvamda beklemiyorum. Beklediğim 2 formda oyuncunun bizlere sunacaklarından öteye gitmez.
Gelelim maçın ilk bölümüne… Rocket‘te biraz uzak kalmanın verdiği rotasyonsuzluğu birazda '%50lik performansımdan korkmayacak sadece 1-2 oyuncu var...' açıklamasıyla ilan ettiği meydan okumanın yarattığı küçük tedirginliği birkaç kere hissetsem de bunları üzerinde atışını, vitesi 2şer 3er arttırmalarla gördüm ama hemen rahatlayamadım. Çünkü Çin’de de bu senaryoyu görmüş ama seans arasından sonra kaybetmek için elinden geleni yapan bir Sullivan izlemiştik. Akıllara yine seans arası yine……. gibi kötü senaryolar gelmesin çünkü Rocket’in fitili Murphy’i sıkıştırmadan sönmeyecektir.
Aslında maçı frame frame yazıp neşelenmeyi çok istiyorum ama yazı absürt bir zamanda çıktığı için ve maçın tekrarını izleyecek bir çok insan bildiğim için yazmıyorum ama 2 kere 147 denedi anekdotunu da vermemek izleyenler için ayıp olacağından iliştiriyor-deşmiyorum…
Ronnie'ninde iddalı olmasıyla eksiksiz bir turnuva olacağa benziyor. Trump, Williams, Murphy, Ding, Higgins, Carter, Selby ve Ronnie... Formdalar, arzulular, bildiğin keyif verici maddeler...
not= Sevgili saygılı Rocket… Bana ilk tur mücadelesinin ortasında hemde rakip Dale iken yazı yazdırdın ya ve birçok insana da okutacaksın ya ben sana ne diyeyim…
Kategoriler:
kaan...
31 Mart 2011 Perşembe
ROCKET'İN FİTİLİ SÖNDÜ MÜ?
Adamımızın ismi Ronnie O’Sullivan… namı değer Rocket… her süper yetenek gibi biraz sorunlu, biraz huysuz… kimine göre çocukluğuna denk gelen baba sendromu. Kimine göre klasik dahilik belirtisi.
‘Rocket demişken methiye düzmemek olmaz…’ deyip başlasam okumaktan gınanızın geleceği bir yazı çıkacağından bu sporun JORDAN’ıdır deyip belkide en büyük methiyeyi sergileyeceğim.
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük basketbolcusu JORDAN’dır, snooker oyuncusu da ROCKET’tir desem bu sporlara çok şeyler katmış olan sayısız yıldıza ayıp etmiş olurum. Onun için basketbolda içime en çok sinen ‘MAGİC&BİRD rekabeti basketbolu Amerika’ya sevdirdi ama JORDAN bu oyunu dünyaya sevdirdi.’ tanımlamasını ROCKET’E uyarlıyorum.
‘Cliff Thorburn, Ray Reardon, Steve Davis, Dennis Taylor, Jimmy White, Stephen Hendry… bu spora inanılmaz hizmet edip oyunun gelişiminde çok büyük pay sahibi oldular ama bu oyunu bize kadar yayan adam RONNİE O’SULLİVAN… Dün yenileceğini bilmemize rağmen, işimizin en cafcaflı saatinde tv karşısındaki yerimizi aldıran ve 2. ve 3.framelerde oynadığı oyunla ağzımıza bir parça bal sürüp maç sonu demecine gülmemizi sağlayan adam. Neymiş?? ‘İyi oynayamıyorum. İyi işler üretemiyorum’(MUŞ). Kusura bakma inanmıyorum sevgili saygılı Rocket. Hele ebedi emeklilik imalarına hiç inanmıyorum. Birkaç senedir oyun konsantrasyonunun kaçıklığını ve arzunun tahammülsüzlük seviyelerinde gezindiğine şahitlik ettiğimiz kadar canının istediğinde alev almana da şahitlik ettik. Üstelik oyuna küsmeden önce yaptığın ‘sadece sol elimi kullanarak turnuva kazanmak istiyorum.’ demecini de hatırlıyorum.
Evet bu sıralar keyfi kaçık. Ne turnuvalara gider oldu nede gittiği turnuvalarda maçı kazanma niyetine girdi. Kimine göre duraklama devrinde, kimine göre yaşı tam snooker zirvesinden inme yaşı, ona göre ailesiyle geçirdiği zamanı arttırmalıymış, ona göre artık beceremiyormuş, 1-2 şuursuza göre finallerde dişli rakiplere kaybetmektense 1.turlarda eleniyormuş…
Bence ise JORDAN oluşundan. JORDAN nasıl zirvedeyken emekliliği olan oyunda emeklilik kararı verip herkesi şok ettiyse o da emekliliği olmayan snooker oyununda resmi olmayan emekliliğini yaşıyor. Bunu resmiyete dönüştürmesini de görebiliriz ama JORDAN’ın geri dönüşü gibi bir dönüşü de göreceğiz. Biraz zaman ve o deli adamın fitilini ateşleyecek sebep doğru zamanda denk gelecektir. Zaman nedir? Fitili nedir? Bilinmez ama o deli adam tekrar gelecektir.
Maç hakkında…
Rocket’in Çin’i sevmediğini hepimiz biliriz. Hatta küresel krizde Çin snookera çok sağlam destek verdiğinde bile yaptığı açıklamalar aklımızda. Gönül isterdi ki sırf bu yüzden 1.turda elendi yorumunda birleşelim ama maalesef adamımız jet lag sorununu aşmadan ülkesine dönme kararı almış vaziyetteydi.
Lafı geçmişken ROCKET’in geçen sene elenişini de paylaşmamak olmaz.
Her framenin matematiği belliydi. Day Ronnie’ye uzun pot deneteceği pozisyonlar hazırladı ve Ronnie hepsini denedi. Denerkende girmezse beyaz topu kollayayım fikri aklının ucundan geçmedi. Geçmişse bile uygulamak aklından geçmedi. Kaybetmeyi aklına koymuş bir Ronnie ve buna bozularak motivasyonunu kaybeden Ryan Day’in maçı genel anlamda zevk vermese de Çinli seyircilerin snooker sporu oranıyla abartılı desteği sayesinde Ronnie 2 framelik gönül alıp maçı kaybetti.
Kategoriler:
kaan...
ROCKET'İN FİTİLİ SÖNDÜ MÜ?
Adamımızın ismi Ronnie O’Sullivan… namı değer Rocket… her süper yetenek gibi biraz sorunlu, biraz huysuz… kimine göre çocukluğuna denk gelen baba sendromu. Kimine göre klasik dahilik belirtisi.
‘Rocket demişken methiye düzmemek olmaz…’ deyip başlasam okumaktan gınanızın geleceği bir yazı çıkacağından bu sporun JORDAN’ıdır deyip belkide en büyük methiyeyi sergileyeceğim.
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük basketbolcusu JORDAN’dır, snooker oyuncusu da ROCKET’tir desem bu sporlara çok şeyler katmış olan sayısız yıldıza ayıp etmiş olurum. Onun için basketbolda içime en çok sinen ‘MAGİC&BİRD rekabeti basketbolu Amerika’ya sevdirdi ama JORDAN bu oyunu dünyaya sevdirdi.’ tanımlamasını ROCKET’E uyarlıyorum.
‘Cliff Thorburn, Ray Reardon, Steve Davis, Dennis Taylor, Jimmy White, Stephen Hendry… bu spora inanılmaz hizmet edip oyunun gelişiminde çok büyük pay sahibi oldular ama bu oyunu bize kadar yayan adam RONNİE O’SULLİVAN… Dün yenileceğini bilmemize rağmen, işimizin en cafcaflı saatinde tv karşısındaki yerimizi aldıran ve 2. ve 3.framelerde oynadığı oyunla ağzımıza bir parça bal sürüp maç sonu demecine gülmemizi sağlayan adam. Neymiş?? ‘İyi oynayamıyorum. İyi işler üretemiyorum’(MUŞ). Kusura bakma inanmıyorum sevgili saygılı Rocket. Hele ebedi emeklilik imalarına hiç inanmıyorum. Birkaç senedir oyun konsantrasyonunun kaçıklığını ve arzunun tahammülsüzlük seviyelerinde gezindiğine şahitlik ettiğimiz kadar canının istediğinde alev almana da şahitlik ettik. Üstelik oyuna küsmeden önce yaptığın ‘sadece sol elimi kullanarak turnuva kazanmak istiyorum.’ demecini de hatırlıyorum.
Evet bu sıralar keyfi kaçık. Ne turnuvalara gider oldu nede gittiği turnuvalarda maçı kazanma niyetine girdi. Kimine göre duraklama devrinde, kimine göre yaşı tam snooker zirvesinden inme yaşı, ona göre ailesiyle geçirdiği zamanı arttırmalıymış, ona göre artık beceremiyormuş, 1-2 şuursuza göre finallerde dişli rakiplere kaybetmektense 1.turlarda eleniyormuş…
Bence ise JORDAN oluşundan. JORDAN nasıl zirvedeyken emekliliği olan oyunda emeklilik kararı verip herkesi şok ettiyse o da emekliliği olmayan snooker oyununda resmi olmayan emekliliğini yaşıyor. Bunu resmiyete dönüştürmesini de görebiliriz ama JORDAN’ın geri dönüşü gibi bir dönüşü de göreceğiz. Biraz zaman ve o deli adamın fitilini ateşleyecek sebep doğru zamanda denk gelecektir. Zaman nedir? Fitili nedir? Bilinmez ama o deli adam tekrar gelecektir.
Maç hakkında…
Rocket’in Çin’i sevmediğini hepimiz biliriz. Hatta küresel krizde Çin snookera çok sağlam destek verdiğinde bile yaptığı açıklamalar aklımızda. Gönül isterdi ki sırf bu yüzden 1.turda elendi yorumunda birleşelim ama maalesef adamımız jet lag sorununu aşmadan ülkesine dönme kararı almış vaziyetteydi.
Lafı geçmişken ROCKET’in geçen sene elenişini de paylaşmamak olmaz.
Her framenin matematiği belliydi. Day Ronnie’ye uzun pot deneteceği pozisyonlar hazırladı ve Ronnie hepsini denedi. Denerkende girmezse beyaz topu kollayayım fikri aklının ucundan geçmedi. Geçmişse bile uygulamak aklından geçmedi. Kaybetmeyi aklına koymuş bir Ronnie ve buna bozularak motivasyonunu kaybeden Ryan Day’in maçı genel anlamda zevk vermese de Çinli seyircilerin snooker sporu oranıyla abartılı desteği sayesinde Ronnie 2 framelik gönül alıp maçı kaybetti.
Kategoriler:
kaan...
2 Mart 2011 Çarşamba
ÇOK BİLİNMEYENLİ TÜRK SNOOKER SEYİRCİSİ
Sene 20xy (gönül ister 2017 olsun), yer Türkiye…
Televizyonda zaping yaparken çoğu insanın ‘aaaa’ veya ‘hönk’ tepkileri verdiği son dakika haberi geçmekte. Türkiye’nin 20xy+1 yılında snooker takvimine girmesi oy birliğiyle onaylandı. Üstelik Sullivan’ın oynama arzusu yerli yerinde, Higgins Türkiye’deki ilk kupayı alacağım iddiasında, Steve Davis ve Steven Hendry hala aktifler, Trump olgunluk döneminin verimliliğinde hatta 147 yapana ayırdığımız özel ödül 1-2 bin pound gibi fıkramsı seviyelerde değil . Üstüne üstlük bu devlerle en kötü ilk turda maç yapacak Z’miz var (Ahmet, Mehmet, Zeki…).
Duygularımız sevinmek ile delirmek arasında gidip gidip gelirken aktif olan spor kanallarından birini açıp turnuva tarihini ve biletlerin çıkış tarihini öğrenmek gibi mantıklı hareketleri yapıp ajandamıza denk gelen haftayı kırmızı kalemle ekstralara kapatıyor ve kaldığımız yerden delirmeye devam ediyoruz. Çünkü oynamasından veya sadece izlemesinden büyük keyif aldığımız snooker; turizmi olmayan, izlemek için bin bir taklalı ve maliyetli organizasyon üretmek zorunda kaldığımız snooker ayağımıza geliyor. Vay canına…
Biletleri alıyoruz…
Maç zamanını bekliyoruz…
Maç günü gelip çatıyor ve kapıda gösterdiğimiz bileti hatıramız olması için cebimize koyup saklama amacı barındırıyoruz…
SONRAAAA?…
Yukarıda X’inden, Y’sinden, Z’sinden dolayı çok bilinmeyenli matematik denklemi gibi duran bir hayali açtım. Bütün bilinmeyenler sizin gönlünüzle mantığınızın dengesindedir. Göremeyiz biz o günleri diyenler için ise küçüktüm ufacıktım anekdotumu yazmak isterim.
Ya 90 yada 91 senesiydi basketbolla tanışmam (pek net değil). Galiba çoğu insan gibi futbol sahasını ele geçiren büyükler yüzünden sürülmüştüm yandaki basketbol potasına (net gibi ama hafif karlı). Ama 92 Olimpiyatlarında babamla izlediğim Dream Team ve diyalogumuz hayatımın ilk net anısıdır.
Ben- baba bu adamlar Türkiye’de de oynar mı?
Babam- bu takım zor ama öğrencileri oynar…
Oynadılar… Belki beklediğimiz en büyük yıldızlar gelmedi belki oynadıkları platform dünyanın en büyük spor organizasyonu olan yaz olimpiyatları değil de 3. büyük spor organizasyonuydu AMA geldiler AMA oynadılar…
Aynı mantık, benim umutlu olmam için yeterli. Hatta bilardo sporcularının yaşı büyüktür basketbol oyuncularının yaşı matematiği de aktif efsaneleri Türkiye’de izleme umudumu oluşturuyor (Ama denklemi 54 yaşındaki Steve Davis’e göre almamakta fayda var=)) ) ki ben ‘neden olmasın?’ ümidini hazmedip ‘Nasıl olur?’ sorusuna geçeli çok oldu. Ama şimdilik ümidimizde kalalım çünkü ‘nasıl?’ sorusunun cevabı dağlar, tepeler… Para&zaman harcanmalı, reyting vermeli, sponsorlar çoğalmalı gibi konuları başka yazıda deşeriz.
Biz hayalimize, ümidimize, daha bahsetmediğim bu yazıyı yazma sebebime dönelim.
Sevindik.. Delirdik… Aldık… Bekledik… Saklayacağız…
SONRAAAA?…
Maçları izlerken nasıl bir seyirci olurduk?
‘yahu her şeyi aştık-hallettik sıra buna mı geldi?’ çemkirmesini, hafif kahkahalı versiyonuyla duyar gibiyim ama ben hep mantıklı şeyler merak edenlerden, maksimum 5 senelik hayal kuranlardan değilim. Hani 28 yıllık hayat kariyerimde 1000 yıllık yemek sushi nasıl bulundu gibi abuk meraklarım olmadı ama yukarıdaki merak ciddi anlamda merakımdır.
Özetlersek bu maçları snooker takviminde olsun, özel olsun, şov organizasyonu olsun izleyeceğimize eminim ama seyirci profilimizi kestirmekte zorlanıyorum. Hani normali olan Türksüz bir maçta Çinli seyirciler gibi abartılı şakşak ve flaş ile motivasyon kaybettirmeyeceğimize eminim hatta gediklisi olmaya başladığımız takvimde Glasgow seyircisi kıvamında ketum bile olabiliriz ama iddialı bir Türkün; nam-ı değer Z’nin olduğu bir turnuvayı kestiremiyorum.
Tahminler yürütüp daha çok X’ler, Y’ler, Z’ler kullanıp ilk yazımı ÖSYM kıvamına getirmemek içinde anket aracılığıyla sizlerden görüş arıyorum…
İddialı bir Türk’ün olduğu turnuvaya ev sahipliği yaparsak seyirci profilimiz nasıl olur?
A- Sullivan’ın Wembley’de gördüğü muamele gibi…
B- 2 yıl önce Avustralya Açık’taki Marsel İlhan’ın maçı gibi…
C- Glasgow seyircisine idol oluruz…
D- Maçtan sonra 3lü çektirmek kaçınılmaz…
E- Muamma…
Televizyonda zaping yaparken çoğu insanın ‘aaaa’ veya ‘hönk’ tepkileri verdiği son dakika haberi geçmekte. Türkiye’nin 20xy+1 yılında snooker takvimine girmesi oy birliğiyle onaylandı. Üstelik Sullivan’ın oynama arzusu yerli yerinde, Higgins Türkiye’deki ilk kupayı alacağım iddiasında, Steve Davis ve Steven Hendry hala aktifler, Trump olgunluk döneminin verimliliğinde hatta 147 yapana ayırdığımız özel ödül 1-2 bin pound gibi fıkramsı seviyelerde değil . Üstüne üstlük bu devlerle en kötü ilk turda maç yapacak Z’miz var (Ahmet, Mehmet, Zeki…).
Duygularımız sevinmek ile delirmek arasında gidip gidip gelirken aktif olan spor kanallarından birini açıp turnuva tarihini ve biletlerin çıkış tarihini öğrenmek gibi mantıklı hareketleri yapıp ajandamıza denk gelen haftayı kırmızı kalemle ekstralara kapatıyor ve kaldığımız yerden delirmeye devam ediyoruz. Çünkü oynamasından veya sadece izlemesinden büyük keyif aldığımız snooker; turizmi olmayan, izlemek için bin bir taklalı ve maliyetli organizasyon üretmek zorunda kaldığımız snooker ayağımıza geliyor. Vay canına…
Biletleri alıyoruz…
Maç zamanını bekliyoruz…
Maç günü gelip çatıyor ve kapıda gösterdiğimiz bileti hatıramız olması için cebimize koyup saklama amacı barındırıyoruz…
SONRAAAA?…
Yukarıda X’inden, Y’sinden, Z’sinden dolayı çok bilinmeyenli matematik denklemi gibi duran bir hayali açtım. Bütün bilinmeyenler sizin gönlünüzle mantığınızın dengesindedir. Göremeyiz biz o günleri diyenler için ise küçüktüm ufacıktım anekdotumu yazmak isterim.
Ya 90 yada 91 senesiydi basketbolla tanışmam (pek net değil). Galiba çoğu insan gibi futbol sahasını ele geçiren büyükler yüzünden sürülmüştüm yandaki basketbol potasına (net gibi ama hafif karlı). Ama 92 Olimpiyatlarında babamla izlediğim Dream Team ve diyalogumuz hayatımın ilk net anısıdır.
Ben- baba bu adamlar Türkiye’de de oynar mı?
Babam- bu takım zor ama öğrencileri oynar…
Oynadılar… Belki beklediğimiz en büyük yıldızlar gelmedi belki oynadıkları platform dünyanın en büyük spor organizasyonu olan yaz olimpiyatları değil de 3. büyük spor organizasyonuydu AMA geldiler AMA oynadılar…
Aynı mantık, benim umutlu olmam için yeterli. Hatta bilardo sporcularının yaşı büyüktür basketbol oyuncularının yaşı matematiği de aktif efsaneleri Türkiye’de izleme umudumu oluşturuyor (Ama denklemi 54 yaşındaki Steve Davis’e göre almamakta fayda var=)) ) ki ben ‘neden olmasın?’ ümidini hazmedip ‘Nasıl olur?’ sorusuna geçeli çok oldu. Ama şimdilik ümidimizde kalalım çünkü ‘nasıl?’ sorusunun cevabı dağlar, tepeler… Para&zaman harcanmalı, reyting vermeli, sponsorlar çoğalmalı gibi konuları başka yazıda deşeriz.
Biz hayalimize, ümidimize, daha bahsetmediğim bu yazıyı yazma sebebime dönelim.
Sevindik.. Delirdik… Aldık… Bekledik… Saklayacağız…
SONRAAAA?…
Maçları izlerken nasıl bir seyirci olurduk?
‘yahu her şeyi aştık-hallettik sıra buna mı geldi?’ çemkirmesini, hafif kahkahalı versiyonuyla duyar gibiyim ama ben hep mantıklı şeyler merak edenlerden, maksimum 5 senelik hayal kuranlardan değilim. Hani 28 yıllık hayat kariyerimde 1000 yıllık yemek sushi nasıl bulundu gibi abuk meraklarım olmadı ama yukarıdaki merak ciddi anlamda merakımdır.
Özetlersek bu maçları snooker takviminde olsun, özel olsun, şov organizasyonu olsun izleyeceğimize eminim ama seyirci profilimizi kestirmekte zorlanıyorum. Hani normali olan Türksüz bir maçta Çinli seyirciler gibi abartılı şakşak ve flaş ile motivasyon kaybettirmeyeceğimize eminim hatta gediklisi olmaya başladığımız takvimde Glasgow seyircisi kıvamında ketum bile olabiliriz ama iddialı bir Türkün; nam-ı değer Z’nin olduğu bir turnuvayı kestiremiyorum.
Tahminler yürütüp daha çok X’ler, Y’ler, Z’ler kullanıp ilk yazımı ÖSYM kıvamına getirmemek içinde anket aracılığıyla sizlerden görüş arıyorum…
İddialı bir Türk’ün olduğu turnuvaya ev sahipliği yaparsak seyirci profilimiz nasıl olur?
A- Sullivan’ın Wembley’de gördüğü muamele gibi…
B- 2 yıl önce Avustralya Açık’taki Marsel İlhan’ın maçı gibi…
C- Glasgow seyircisine idol oluruz…
D- Maçtan sonra 3lü çektirmek kaçınılmaz…
E- Muamma…
Kategoriler:
kaan...
ÇOK BİLİNMEYENLİ TÜRK SNOOKER SEYİRCİSİ
Sene 20xy (gönül ister 2017 olsun), yer Türkiye…
Televizyonda zaping yaparken çoğu insanın ‘aaaa’ veya ‘hönk’ tepkileri verdiği son dakika haberi geçmekte. Türkiye’nin 20xy+1 yılında snooker takvimine girmesi oy birliğiyle onaylandı. Üstelik Sullivan’ın oynama arzusu yerli yerinde, Higgins Türkiye’deki ilk kupayı alacağım iddiasında, Steve Davis ve Steven Hendry hala aktifler, Trump olgunluk döneminin verimliliğinde hatta 147 yapana ayırdığımız özel ödül 1-2 bin pound gibi fıkramsı seviyelerde değil . Üstüne üstlük bu devlerle en kötü ilk turda maç yapacak Z’miz var (Ahmet, Mehmet, Zeki…).
Televizyonda zaping yaparken çoğu insanın ‘aaaa’ veya ‘hönk’ tepkileri verdiği son dakika haberi geçmekte. Türkiye’nin 20xy+1 yılında snooker takvimine girmesi oy birliğiyle onaylandı. Üstelik Sullivan’ın oynama arzusu yerli yerinde, Higgins Türkiye’deki ilk kupayı alacağım iddiasında, Steve Davis ve Steven Hendry hala aktifler, Trump olgunluk döneminin verimliliğinde hatta 147 yapana ayırdığımız özel ödül 1-2 bin pound gibi fıkramsı seviyelerde değil . Üstüne üstlük bu devlerle en kötü ilk turda maç yapacak Z’miz var (Ahmet, Mehmet, Zeki…).
Kategoriler:
kaan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
